Suru Kopeklerimizin Turkiyeli Orijin Teorilerine Genel Bakis
İlker Unlu
Cesitli cografyalarda tarih boyunca av, savas, mulk ve suru korumasinda kullanilan kopekler belirli gorev gruplarindan standardize edilmis cesitli kopek irklarina donusmeleri takdir edildikleri toplumlarda o irklari daha iyi anlama ve koruma cabalarini da birlikte getirdi. Pek cok terrier irki gibi nasil gorunmesi ve davranmasi konusundaki kendine has kombinasyonunu tamamen insanin secimine borclu pek cok 18. yuzyilin sonlarinda kendini bulmus kopek irklarinin yani sira kirsal alanlarda binlerce yillik kayitsiz secici uretim sonucu ortaya cikmis kopek irklarinin da artik bulunduklari ulkelerde dikkatle uretimlerine devam ediliyor.
İlk olarak Nisan 1995’de Amerikan Kopek Kulubu’nun resmi dergisi AKC Gazette’de yayinlanan ve Uluslararasi Akbaş Kopegi Dernegi (Akbaşh Dogs International) dergisi Akbaşh Sentinel’in 57. sayisinda tekrar basilan Cathrine de la Cruz imzali “Suru Bekcisi Kopeklerin1 Tarihine Baska Bir Bakis” adli makalede gunumuzun bilinen suru kopegi irklarinin tarihinin yazilmasina yaklasik 200 yil once İngilizlerce onculuk edildigini soyluyor. Cruz makalesinde gerek Kuvasz gerekse de Tibet Matifi gibi irklar soz konusu oldugunda her ulke kendi kopek irklarinin kendine has ortaya cikis hikayesini yazarak cogu birbiriyle yakin akraba olan bu irklari kendilerine mal ettiklerine dikkat cekiyor. Hala daha yeni yeni kesfedilen irklar icin kopegin geldigi ulkeye ve gecmisine bakilip o ulkenin antik caglarda aldigi gocler ve cevre ulkelerdeki benzer kopek varligi gibi etmenler goz onune alinarak bir orijin tarihi yazilmaya devam ediliyor. Bu yonteme bugun mtDNA analizleri gibi daha bilimsel yontemler de dahil edilse de sonuclar bizlere kesin bir resim cizmekten hala uzak. Her ne kadar bol miktarda teori icerseler de yazilanlarin tarihi kanitlardan yola cikmasi ana yontem olmalidir. Su an elimizde de bundan daha inandirici bir yontem bulunmamakta. Kaldi ki Afganistan’dan Portekiz’e binlerce yildir suru bekcisi olarak kullanilan bu kopek irklarinin gelisimi, uretimlerinde hafizlarindakinden baska yazili soy agaci tutmayan hayvancilikla yakindan ilgilenen toplumlarca gerceklestirilmistir. Kisaca elimizde her birine ihtiyatla yaklasmamiz gereken sinirli sayida kanit mevcuttur. Bunlar da nadiren bize spesifik bir gerceklik sunar. Cogu da toplumlar arasi hareketler sonucu birbiriyle ortak ozellikler tasimaktadir.
*1 Çoban Kopeği gudu kopegi ile zaman zaman karistirildigi icin suru kopegi ve gudu kopegi olarak net bir ayrim yapilmistir. Kangal Çoban Kopeği ve Alman Coban Kopegi ayni gorevi goren iki benzer irk degildir. Birincisi surunun yaninda kalip bagimsiz guduleri ile korurken ikincisi insan isbirligi ile surunun bir yerden bir yere hareket ettirilmesinde kullanilan gudu kopegidir. Border Collie gudu kopegine diger iyi orneklerden biridir. Kangal ya da Pirene Dag Kopegi’nin Turkce’de tanimlanan coban kopekligi ayni anlami kapsamamaktadir.
Turkiyeli Bilginin Gecmisi
Cumhuriyet tarihi boyunca suru kopeklerimiz konusunda Turkiyeli bizlerin soyledikleri bir elin 10 parmagini gecmez. Kendi kopek irklarimiza ilgimiz ise 80’lerden sonra yavas yavas canlanmaya baslamasina ragmen gercek hizini 90’larda almistir. Bu nedenle geleneksel uretimlerin otesinde hobi olarak kopek bakimi, egitimi ve uretimi ulusal bazda cok eski tarihlere dayanmaz. Osmanli’da av ve savas kopekleri gibi belirgin bir kopek uretimi soz konusu edilse de elimizde modern Turkce’ye cevrilmis kaynak yok denecek kadar azdir. Bu nedenle cok genis oldugu kuskusuz bize ait bir dunya henuz kesfedilmemis gorunmektedir. 19. yuzyilin sonlarindan itibaren bu konuya egilmeye baslayan batida ise kinolojinin (kopek bilimi) aldigi yol siradan kopek severlerin kutuphanelerinden gecerek ister bir is isterse de sadece bir eslik kopegi olsun kopekleriyle olan gundelik yasamlarinin pratik bir parcasi haline gelmistir. 90’lara gelindiginde ozellikle de internetin bilgiye ulasmada bize sagladigi imkanlarla yabanci dil bilen pek cok Turk kendini uluslararasi kopek dunyasinin tam ortasinda bulmustur. Artik bizler icin de yeniligi gun gectikce azalan bu bilgilere ozellikle de son bir kac yildir kendi katkilarimizi yapmaktayiz. Bu sevindirici oldugu kadar kendi kopeklerimiz soz konusu oldugunda gurur verici de. Cunku simdiye kadar bize bizim hakkimizda anlatilanlarla yetinmek zorunda kaliyorduk. Her ne kadar dunya sahnesine kopeklerimizin cikisi 60’larin ortalarini buluyorsa da bizim bu konuda konusacak zamani bulmamiz son bir kac yili buldu. Ancak arayi kapatirken aceleci davranmamaliyiz.
Kangal ve henuz onun populerligine ulasamamis Akbaş Coban Kopeklerimiz’in gecmisleri hakkinda ozellikle de 2000 yilindan beri cesitli teoriler ortaya atilmakta. Bunlara goz attigimizda temel bazi varsayimlara dayanarak gelistirilen bu teoriler guclu olduklari kadar gozle gorulur zayif yanlari ile de ele alinmalari gerekiyor. Bizi antik caglarda gerceklesmis ve belki de cevabini asla bulamayacagimiz gerceklere sadece en yapici haliyle yapilmis tartismalar goturebilir. Bu konuda elimizde bilimin disinda bir yontem de yok. Bu veriler ise zaman zaman isik tutmaktansa cok daha yeni sorularin ortaya cikmasina neden oluyor. Bu da tarihin cesitli alanlarinda bizimle oynamaktan hoslandigi bir oyundan baska bir sey degil.
Turk Çoban Kopeği Kangal ve Akbaş’in Tarihi Hakkinda
Son bir kac yilda ozellikle de Kangal Kopegi’nin gecmisi konusunda yazilanlari degerlendirdigimizde her ne kadar milli duygularimizi tatmin etse de yazilanlarin, tarihi pek cok gercege ters dustugunu kabul etmemiz gerekir. Dogan Kartay’in kaleme aldigi Turk Çoban Kopeği; Kangal’in (12) dayanak noktasi olan bu teori Turklerin 11. yuzyildan itibaren Anadolu’yu yurt edinmeye baslamadan once bu bolgede etkili ya da bilinen bir suru kopegi olmadigi iddiasindan temel almaktadir. Suru kopeginin varliginin olmamasi ise bolgede yaygin kucukbas hayvanciligin olmamasiyla ozdeslestirilmektedir. İddia’ya gore az miktarda keci, bol miktarda buyuk bas ve tum bu hayvancilik endustrisininin onunu tikayan yaygin ciftcilik gerek Mezopotamya gerekse de Anadolu’da bu bolgelerde yasayan insanlarin av ve savas disinda, ki bunlar da aristokratik ugraslardir, onemsiz sayidaki suruleri icin kopege gereksinim duymadigina kanit olarak gosterilmektedir. Antik Anadolu’da kopegin var olmayisina dair kanit olarak gosterilen bir diger iddia ise antik sanatta var olmayan kopek figurleridir. Fresk ve diger kucuk heykelciklerin kopek figurlerinden yoksun olmasi bu iddialari destekler nitelikte gorunmetedir. Anadolu suru bekcisi olarak kullanilan kopeklerden yoksunken bu amacla kullanilan gercek kopeklerin Orta Asya iclerinden yuzyillar suren Turk gocleri ile ilk defa bolgede yer edindigi iddianin tamamlayici ikinci ayagini olusturmaktadir. Getirilen bu kopekler Orta Asya’da Turk boylari ile seyehat ettigi soylenen Karabas denen bir kopek “irkina” dayandirilmaktadir. Gorunuse gore siyah maskesi ile diger irklardan ayrilan Karabas, Turk, ozellikle de Oguz boyuna ait dominant bir irktir. (12)
Akbaş Kopegi icin yazilan tarih ise yine iki asamali bir gelisim gostermektedir. İlk asamda Kuzey Dogu İc Asya’nin buzlu steplerinin tipki kutup ayisi, kurdu, tilkisi ve tavsani gibi beyaz kurklu kopegi olarak ortaya cikan Akbaş’in Oguzlarca İran yaylalarina getirildigi ve burada mahalli kopeklerle caprazlanarak sicak havaya daha dayanikli bir irka donustugu teorinin ana dayangidir. Akbaş daha sonra yine Oguz gocleri ile Karabas‘ta oldugu gibi Anadolu’ya getirilerek buranin bir parcasi olmuslardir. (12)
Koyunun Evcillestirilmesi ve Kopegin Gerekliligi
Zooarkeolojik calismalar hayvan evcillestirilmesindeki ilk adimlarin Ortadogu'da atilmis oldugunu gostremektedir. Turnbull ve Reed'e (1974) gore koyun kopekten sonra evcillestirilen ikinci hayvandir. Perkins (1964) koyunun evcil bir suru hayvani haline gelisini Zawi Cemi Sanidar'da 11 000 yil oncesine kadar geri gittigini ifade etmektedir. Yine koyunun evcillestirildigini gosteren kesin morfolojik degismelere iliskin ilk acik kanitlar Dogu Irak'taki Deh Luran ovasindaki Ali Kos yerlesmesinin Bus Mordeh evresine ait tabakalarindan elde edilmistir. Bu tabakalar 10 000 yasindadir. Evcil koyunun yabani atasi, Ovis ammon, kisa otlarla kapli acik cayirlarin bulundugu Zagros-Toros daglari ile kuzey İran ve Turkistan'in tepelik yamaclarinda yasamistir. Evcil keci, Capra hircus, kuzey Suriye'deki Abu Hureya, guney Toroslardaki Cayonu ve kuzey Irakta'ki Jarmo'da gunumuzden 9 000 yil oncesine tarihlenen tabakalarda bulunmustur. Dacos ve Helmer (1981) koyun turlerinin ilk olarak Anadolu'da evcillestirildigini ve Suriye, Filistin ve sonra Mezopotamya'ya yayildigini dusunmektedir. (1)
Koyunun evcillestirildigi gunumuzun Turkiye, Suriye ve Irak topraklarinin bu hayvanlardan yoksun olmasi dusunulebilir mi? Koyun buyuk olcude 10 000 yil once Anadolu’da evcillestirilmisken surulerin korunmasinda kopegin kullanimini icin 11. yuzyila kadar Turklerin gelisinin beklenmek zorunda olunmasi akil alir bir sey gibi gorunmemektedir. Turklerden once kimsenin kopegi suru korumasinda kullanmayi akil edememesine aciklik getirilebilecek bilimsel kanitlardan cok tam aksine sahibiz halbuki.
Surekli hareket halindeki Paleolitik avci gruplari, hayvan surulerinin mevsimlik goclerini izleyerek yoreden yoreye yer degistirmislerdir. Ortadogu'nun arazi yapisinda, potansiyel olarak evcillestirilebilir bitki ve hayvan varligi onemli bir ozelliktir (1). İnsanin caglar gectikce dogaya karsi hakimiyetini guclendirmesiyle kendini ve sahip olduklarini koruma gereksinimi de dogal olarak birlikte gelismistir. Bunun icin yontemler sinrlidir. Basta magaralar daha sonra ise derme catma yaptiklari kulubeler onlari dis dunyanin tehlikelerine karsi korumada ilk adimlar olmalidir. Avlanmada oldugu kadar savunma amacli da kullanilan silahlardan ise ancak buyuk riskler alinarak faydalanilabilmektedir. İnsan zekasi her ne kadar yasamlarini kolaylastirmak amaciyla yeni buluslari yavas ama emin adimlarla toplumsal yasaminin bir parcasi yapsa da bunun karsiliginda beslenmek ve kaynaklarini korumak icin karsi savas verdigi doganin artik asla sahip olamayacagi guclerine hala daha gereksinim duymaktadir. Dunya hala onun icin isitemeyecegi sesler, alamayacagi kokular ve erisemeyecegi hiza sahip canlilarla doludur. Bunlarla basa cikmak icin de yardima gereksinimi vardir. Tam bu donemlerde insandan uzak duran vahsi kurt surulerinden ayrilan, kamp alanlarinin cevresinde av artiklari ile beslenmeyi secmis bir grup kurdun yavas yavas insan varligini daha tolere edebilen bir populasyon olusturmaya baslamistir. Bu hayvanlar artik kopek olmanin ilk adimlarini atarak farkli dingovari vahsi kopeklere donusmektedirler (9). İnsanlar da onlarin organize suru yasamlari, birbirlerine sadakatlari, avlanma ve koruma konusundaki tartisilmaz yeteneklerini fark etmede gecikmemistir. Bu hayvanlar insan yasaminin bir parcasi olursa kendi surulerinde yaptiklari gibi sahip olduklari yasamsal kaynaklara tehdit eden tehlikeleri onceden haber verebilir, koruyabilir ve av sirasinda faydali olabilirlerdi. Ve oyle de oldu. Gunumuz kopeginin ilk prototipi sayilacak bu hayvanlardan yararlanilmaya baslandi. Simdiye kadar Orta Dogu ve Anadolu buna ilk adres olarak gosterilse de yeni mtDNA analizleri kopegin ilk atalarinin Dogu Asya ‘da 15 000 yil once gerceklestigine isaret etmektedir. Ancak ayni arastirma su noktaya ozellikle dikkat cekmeketdir. Kurdun evcillestirilmesi tek basina izole olarak gerceklestirilmis bir olay degildir. Cesitli insan topluluklari farkli yerlerde yaygin olarak bu sureci baslatmis gorunmektedirler. (10)
Bu verilerin bizim konumuzla ilgili olan kismi kopek ve koyun henuz ismi olmayan insan topluluklari zamaninda evcillestirilmistir. Farkli sekillerde faydalanilan bu iki evcil hayvanin kendine ozgu irklara ayrimi bulunduklari bolgenin sartlarina ve onlardan faydalanan insanlarin gereksinimlerine gore bicimlenmistir. Evcillestirilen ilk hayvan olarak kabul edilen kopek, ilk insan topluluklarinin guvenligi konusunda oldugu kadar avlanma sirasinda da daha once sahip olmadiklari bazi avantajlar saglamis olmalidir. İnsani oldugu kadar onun yasamidaki diger canlilari da kabullenen bu sosyal hayvana ilk surulerin korumasinda buyuk gorev almis olmali. Kopegin varligi olmadan hayvan surulerinin vahsi hayvanlar ve hirsiz rakip gruplara karsi sansi cok azdi. Bu gun bile suru kopekleri olmadan cobanlik yapmanin neredeyse imkansizligi goz onune alinacak olursa 11. yuzyila kadar bekleyen bir Orta Dogu ve Anadolu dusunulebilir mi? Herodot, VII. Kitabi Polymnia’nin Kserkses Ordusu Trakya’da adli bolumunde “Aslanlara Abdera’da akan Nestos irmagi ile Akarnaia’da akan Akheloos arasinda rastlanir; Avrupa’nin ne Nestos’dan oteye dusen ve doguya dogru uzanan bolumunde ne de Akheloos’un batisinda anakaranin baska hic bir yerinde aslana rastlanmaz. Yalniz bu iki irmak arasindaki bolgede yasarlar.” der (8). Yesil Atlas/ Aralik 2002 5. sayisina gore Hazer Kaplani’nin bir alt turune ait son birey 1970 yilinin Subat ayinda Uludere yakinlarinda vurulmustur. 19. yuzyilin sonlarinda ise Dogu Anadolu’da hala Aslan ve Cita mevcuttur. Anadolu Parsi’nin ise varligi nesli tukendi tukenmedi tartismalari ile bugun bile hala gundemdedir. Gunumuzun kurt, cakal, sirtlan ve ayi gibi diger vahsi hayvanin varligi da goz onune alindiginda Anadolu’nun sadece antik caglarda degil yakin gecmise kadar dikkate deger bir vahsi hayvan cesitliligine sahip oldugu kesindir. Kopegin yardimi olmadan koyun ve keci gibi kolay avlardan uzak tutulmalari icin ne tur yontemler gelistirilmis oldugu bu sav gercek olsaydi basli basina bir merak konusu olabilirdi.
Anadolu ve Orta Dogu’da Koyun Varligi
Strabon’un Antik Anadolu Cografyasini anlattigi Geographika’sindan Laodikeia (Orta Anadolu’nun guneyinde bulunan Lykaonia’nin baskenti) dolaylarindaki bir ulkede yetistirilen bir koyun turunun varligini ogreniyoruz. Bunlar sadece Miletos’lularinkinden (Girit Adasinda bir kent) ustun olan tuylerinin yumusakligi ile degil; ayni zamanda kuzguni siyah renkleriyle de mukemmel oldugu soylenen koyunlar. Strabon’un anlattigina gore komsulari Kolossene’liler (Eski cag’da yun endustrisi ile unlu buyuk Phrygia kentlerinden biri, bugunun Honaz’i) de ayni renkteki koyunlardan yararlanirlar ve bu koyunlarin rengi kentin ismini tasir. (2) Gunumuzun Tuz Golu’nden bahsederken ise bize su bilgileri verir: İste Tatta (Tuz Golu) boyledir. ..agacsiz olup az su bulundugu halde yabani merkeplerin otlak yeridir…Fakat gene de ulke sulanmadigi halde olaganustu koyun yetistirilir; fakat yunu serttir, buna ragmen bazi kimseler yalniz bunun uzerinden buyuk servet elde etmisleridr. Amyntas’in (Deiotaros’dan sonra tahta gecen Galatia krali) bu bolgede uc yuzun ustunde surusu vardir. (2) Halys’un (Kizilirmak) agzindan sonra Gazelonitis (Kizilirmak’in agzindan dogusundaki Saramene’ye kadar uzanan ovalik ulke) gelir ve bu ulke Saramene’ye kadar uzanir… Burada yumusak yunlu hayvan surulerinin bollugu nedeniyle olusmus bir koyun yunu endustrisi vardir. Bu tur hayvanlara Kappadokia’da ve Pontos’da cok az rastlanir.” (2) Tum bu bilgiler bize sadece ismi verilen bir kac Anadolu sehri ya da ulkesinin degil Girit adasi gibi karsilastirma yaptigi diger sehir ve ulkelerde de gelismis bir koyunculuk endustrisi oldugunu ortaya koymaktadir. Plinius’da Galatia Bolgesi’nin (Orta Anadolu) en onemli urununun “yun” oldugunu ifade ederken bu yunlerin Akdeniz cevresindeki yun uretimi bakimindan onemli merkezler durumundaki Tarentum, Attika (Atina’nin guneyi) ve Miletos kokenli yunler yaninda bir numarali yeri aldigindan soz etmektedir (3). Yine bu bilgi bize sadece Anadolu’da degil Akdeniz cevresinde de kucukbas hayvanciligin hic de azimsanmayacak sekilde yapildigini gostermektedir.
Bahsetmeye deger bir koyun varligina sahip olmadigina dikkat cekilen bir baska uygarlik da Hititler’dir. Sedat Alp bize Hitit doneminde koyun varligi konusunda su onemli bilgileri verir: “Kent kapilari aksamlari kapatiliyor, sabahlari aciliyordu. Halkin mal varliginin onemli bir kismini olusturan sigirlar ve koyunlar dusman tehlikesinin olmadigindan emin olmadikca kent disina birakilmiyordu (5). Hitit krali II. Mursili’nin Veba Duasi’ndan anlasildigina gore ulkenin basina gelen veba felaketini Genc Tuthalia’nin oldurulmesine baglamakta, tanrilara yalvarip kurban keserek, vebayi ulkesinden uzaklastirmak istemektedir. Duasinda II. Mursili su aciklamaya da deginir:” Onun doneminde Hatti ulkesi iyiydi; ulkedeki insanlar, sigirlar ve koyunlar cogaliyordu. Fakat siz tanrilar sonradan genc Tuthalia’nin ocunu babamdan aldiniz (6). Erhan Akyildiz ise yine Anadolu’da koyunun bahse deger varligi konusunda su bilgiyi vermektedir: “Asurlu tuccarlarin Anadolu’daki ticari iliskilerini arttirdiklari donemde Anadolu topraklari uzerindeki genel siyasi durum pek guclu degildi. Sahip olduklari kucuk topraklarda egemenliklerini surduren yerel kralliklarin zaman zaman birbirleri arasinda anlasmazliga dustukleri de gorulmektedir. Kultepe kazilarinda ele gecen bir tablette yazili olanlar bu anlasmazliklar icin ilginc bir ornek olusturmaktadir. Mama Krali Anum Hirbi’nin Kanes Krali Warsama’ya yazdigi mektupta su sozlere de yer verilmektedir: ..Taisamali benim ulkeme saldirdi, 12 kentimi yikip sigir ve koyunlarimi yagmaladi. (6).”
Yukarda verilen tum bu bilgiler Turklerden once Anadolu’da var olmayan koyunculuk iddiasinin gerceklik tasimadigini gozler onune surmekedir. Peki ya kopek?
Avrupa, Anadolu ve Orta Dogu’da Kopek Varligi
Kopek olmadan saglikli hayvancilik yapilamayacagina yukarida dikkat cekmistim. Anadolu gibi genis bir bolgenin ciddiye alinmasi gereken vahsi hayvan cesitliligi, kopegin evcillestirilmesinin ardindan insanin temel yasamsal kaynaklarinin basinda gelen kucukbas ve daha sonra da buyukbas hayvanlarin korunmasindaki rolunu kacinilmaz kilmistir. Bu iki sureci birbirinden ayirmak gercekci olamayacagi gibi 15 000 – 10 000 yil once gerceklesmis bu olaylarin isim vererek belirli bir topluma mal edilmesi de dusunulemez.
Anadolu’da kopek varligi ile ilgili ilk kanitlar yine tarih oncesi donemlere rastlar. Akyildiz, MO 7250 - 6750 yillari arasinda Diyarbakir’in Ergani ilcesinin guneybatisinda, Dicle nehrinin kollarindan Bogazcay’in kiyisinda yukselen kucuk bir tepe olan Cayonu sakinlerinin once kopegi sonra da koyun ve keciyi evcillestirdigine dikkat ceker. Bu hayvanlara ait kilden yapilmis ilk heykelcik denemeleri de ele gecen buluntular arasindadir. (6)
Bryce, Hitit toplumundan bahsederken Anadolu’daki sadece koyun varligi konusunda yukarda verilen kanitlara ek bilgiler sunmuyor ayni zamanda suru kopeklerinin varligi ve diger evcil hayvanlar arasindaki ayricalikli yerleri konusunda da onemli kanitlar sunuyor: Aslinda, Hitit ulkesinin zenginliginin cogu, buyuk olcude, hayvan surulerine ve cobanlarina dayaliydi. …Yaylacilik Hitit kirsal yasaminin – muhtemelen- degismeyen ozelliklerinden biriydi. Surekli kendilerine ait topraklari olmayan bazi hayvan sahipleri, “cadir koylerde” gocebe ya da yari gocebe hayat surerek, sigirlari ve koyunlariyla nerede elverisli otlak varsa oraya giderek, yasamlarinin buyuk bolumunu hareket halinde gecirilerdi… Bir cok kulturde oldugu gibi sigirtmaclik isinde kopekler de yardimci olurdu. Birisi tarafindan olduruldugunde 20 sekel tazminat odenmesi gerektigine bakilirsa (87. madde) bu amac icin ozel olarak egitilmis bir kopek, bir ciftcinin en degerli varliklarindandi. Bu, siradan bir kopege karsi islenen bir suca uygulanan cezanin 20 kati ve okuz, at, katir ve hamile inek dahil diger ciftlik hayvanlari icin Yasalar’da belirtilmis cezalarin ise cok uzerinde bir cezaydi.” (4) Burada verilen bilgilerden anlasilan bir baska sasirtici gercek ise yaylacilik anlayisinin Anadolu’da cok eski bir gecmise sahip oldugudur.
|
|
|
|
Asur donemine ait bu kopek Asurlularin Guneydogu Anadolu, Irak, Lubnan, Misir, Kibris ve Sudan hakimiyeti boyunca imparatorlugun savas, suru ve bekci kopegi prototipinin en bilineni. Bu kopegin dunya mastif ve suru bekcileri ile olan benzerligine dikkat. Halkin degil sadece aristokrasiye ait oldugunu iddia etmez asagida aciklandigi uzere pratikte anlam tasimiyor. (Resim 1) |
Hitit'de kopeklerle aslan avi. Kopeklerden birinin dik kulaklarina aldanilmali mi? Digeri dusuk kulakli. Aslan da dik kulakli kopegin ayni tipte resmedilmis dik kulaklara sahip. Ya Hititli avci. Sizce Hitit insaninin gercekci temsili mi? |
George E. Bean Eski Cagda Ege Bolgesi adli kitabinda bugunku İzmir ve cevresinden bahsederken su tespitlerde bulunmaktadir: “Plinius, Kolophonlularin savasta kopeklerden yararlanigini anlatir. Cunku kopekler hem en guvenilir yardimci gucu saglamis hem de ucretsiz hizmet vermistir. Soz konuus hayvanlarin bugun Anadolu’da yasayan coban kopeklerine benzemesi durumunda dusmanlarin ne denli urkutucu birer hasim ile karsilasacaklari aciktir. .. Kolophon’da kopeklerin ikinci bir gorevi daha vardi ve bu, Yunan dunyasinda bir esi sadece Sparta’da gorulen bir uygulamayi, kopek kurbanini gundeme getirmektedir.”
Bolge’de kopek varligi ile ilgili son kanitlar ise yine Herodot’tan gelir. Yunanistan’in Epeiros bolgesinde hukum suren Molos halkinin baris zamani cobanlara; savas zamani orduya emanet edilen kopeklerinin cesareti ovulur. Bu gun matifvari kopek irklarina verilen molossus ismi de bu halkin kopeklerinden gelmektedir. Romalilar ise pek cok konuda oldugu gibi kayit altina aldiklari tarimsal yasamlarindan bahsederken suru kopeklerinden de bahseder. Hatta belirli bir standarda dayali uretimin soz konusu olmasi İtalya ve cevre ulkelerin cok eski zamanlardan itibaren tipki Anadolu’da oldugu gibi guclu bir koyunculuk ve suru kopegi varligina sahip oldugunu gostermektedir.
Anadolu ve ozellikle Mezapotamya’da Asur ve Babillilere ait fresklerde rastlanan kopeklerin gunumuz suru bekcilerine benzerligi de gormezden gelinmemelidir. İri bir bas, dusuk kulaklar, caydirici bir fizik ve sirtta cember bir kuyruk. (Resim 1) Bu kopeklerin sadece savas kopegi olarak gorulmesi ve mulk ve suru korumasinda kullanilamayacaklari iddialarin pratikte gercekciligi tartisilir. Molos halki hem savas hem de suru kopegi olarak kopeklerinden tarih kitaplarina gececek bir basariyla faydalanmislardir. Evliya Celebi Seyahatnamesi’nde Samson Kopegi olarak taninan kopeklerin bir kisminin Yeniceri mandiracilar esnafinca uretildigine dikkat cekmektedir (11). Pek cok benzerlik soz konusu olmasina ragmen bu kopeklerin bugunki Kangal Kopegi’nden tamamen farkli bir grup olarak nitelendirmek bize tamamiyla gercekci gorunmemektedir(12). Kopek irklarinin fonksiyonlarina gore guruplandirildigi bu caglarda elimizde simdiki gibi kesin kopek irklarinin mevcudiyetine dair kesin kanitlar olmasa da iri mastif vari kopeklerin gocebelerin hayvanlarini ve obalarini korudugu, aristokratik eglencelerde vahsi hayvan avinda cesaretleri sinandigi ve savasta sahibiyle yan yana dovustugu bilinmektedir. Ne Asur ne de Babil İmparatorluklarinin bir zamanlar hukum surdugu bu bolgelerde Kangal Kopegi’ne benzer bir kopek yok derken (13) son halini almis belirgin bir kopek irki yerine benzer gorevi goren sasirtici duzeyde fenotipik olarak birbirine benzeyen kopekler gormezden gelinmemelidir. Bu kopeklerin bize temelde hatirlattigi nokta; dogrudan Kangal Kopegi’nin atalari oldugundan cok iki cografya arasindaki yakinlik, kopeklerin benzer islerde gorev almasi ve aralarindaki inanilmaz fenotipik benzerliktir. Bu bilgiler bizde binlerce yillik bir harmanlamanin mumkun oldugunu akla getirmektedir.
Tum bunlarin sonunda 2. yuzyildan beri İber Yarimadasi’ndan baslayarak tum Akdeniz’de, İtayla ve Yunanistan’da koyun suruleri ile suru bekcisi kopeklerin kullanildigi bilinmektedir. Bu kopekler Kuzey Yunanistan’daki Molos halkinda oldugu gibi savas kopekligi de yapmislardir. Orta Dogu’da da kopek mevcuttur. Bu kopekler her ne kadar sadece savas ve av sahnelerinde karsimiza cikiyor gorunse de ki nedeni asagida aciklanmistir, fenotipik olarak tamamen modern suru kopeklerine benzemektedirler. Orta Dogu’da halen bilinen bir suru bekcisi kopeginin olmadigi soylense de gerceklerden cok kanit olarak gosterilen iddialardir (12-13). Kucukbas hayvanciligin hala yapildigi bu cografyanin daglik bolgelerinde suru bekcisi kopeklerden faydalanilmaktadir. Bu kopekler bulunduklari bolgenin kulturu ile alakali olarak bir irk olarak dunya kopek organizasyonlarinca henuz kesfedilememis olabilirler. Kaldi ki Turkiye’de Akbaş ve Kangal Kopekleri disinda henuz dikkat cekmemis farkli tiplerdeki suru kopeklerine sahiptir. Anadolu’dan Orta Dogu’ya koyun ve kecinin ilk evcillestirilme hikayesi de yerlestirildiginde geriye eksik parca kalmamaktadir. Tum bu gerceklerin isiginda, bu hayvanlarin Avrupa ve Orta Dogu’da olup Anadolu’yu atlamasi icin mantikli hic bir neden goremiyoruz. Ozellikle de Anadolu gibi guclu bir koyunculuk endustrisine sahip bolgede.
Anadolu’da koyun ve suru kopegi yokluguna dayandirilan tum bu iddilarin yaninda kanit olarak gosterilen bir baska nokta ise kopegin Anadolu’da var olmayan sanatsal tasvirleridir. Cayonu ve Altintepe kazilarinin bizlere bu ilk kopekler hakkinda cesitli bilgiler sundugundan bahsetmistik. Ancak daha fazla aciklama getirmeden once su soruya dikkat cekmemiz gerekebilir: Roma’daki suru kopekleri ve koyunlar icin kac tane figur ele gecti? Olayin dogasini dogru yorumlamak icin ne tur sahnelerin tasvir edildiginin iyi anlasilmasi lazim: savas ve av sahneleri ya da belki kurban torenleri. Bunun icin de kutsal degeri olan boga, kartal ve buyuk kediler (aslan kaplan vs) kullanilmistir. Dagdaki cobanlar ve koyunlar, tapinak ve saray duvarlari icin cekici bir konu olmasa gerek. Bu kopekler cobanlara aitti. Krallarin ve imparatorlarin tarihcileri ve sanatcilari sadece mevcut duzenin yuceltilmesi ve hatirlamaya deger kilinmasi amacli gerek yazimsal gerekse plastik sanatlara dayali kayitlar tutarken dag basindaki bir cobanin ve cesur kopeklerinin ne hukmu olabilir? Bu kopekler dovusmek icin arenalara, buyuk av hayvanlarinin yakalanmasi icin aristokratik surek avlarina ya da gercek savas alanlarina getirilmedigi surece konu edilmeleri icin hic bir neden gorulmemis olmali. Yaklasik 20 oncesine kadar Anadolu halki icin sadece “it” olan kopeklerimizin hayatimizdaki yerini hatirlayalim.
Karabas Irki Gercek midir?
Simdiye kadar Anadolu ve cevre cograylardaki kucukbas hayvancilik ve kopegin varligi konusunda bilgi vermeye calistim. Simdiyse yine Anadolu’daki suru kopegi varliginin neredeyse kokeni olarak gorulen Oguz Karabaslari konusuna deginelim.
Karabas spesifik bir kopek irkindan cok kara basli kopekler icin kullanilan bir tanimdir. Tipki belirli renklerdeki kedilere “tekir” ya da “sarman” dendigi veya yine belirli renklerdeki atlarin renginin isimlendirildigi gibi. “Tekir” ya da “sarman” olmasi bir kediyi tek basina belirli bir irk yapmadigi gibi bir atin “doru” ya da “al” olmasi da onun bu isimle bir irka ait oldugunu gostermez. Bunun en onemli kaniti ise bu renklerin cesitli ciftlesmeler sonucu kolaylikla ortaya cikabilmesiyle aciklanabilir. Sadece belirli bir fenotipte yavrular dogmasi icin secici bir uretimle bu ozelliklerin o hayvan grubunun genotipine islenmesi gerekir. Bu da orijinal stogun kontrollu bir sekilde izole edilerek istenen davranis ve renkte nesiller elde etmek icin temel adimdir. Anadolu’da oldugu gibi Orta Asya’da da hala daha kopegin rengine gore isim vermek adettir. Kopegin dis gorunusune bakarak karabas, alabas, saribas, akyaka, karayaka, bozbas gibi isimlerle kopekler bir digerinden ayrilabilir. Bugun guvercin besleme kulturune yakin herkes belirli renklerin kendine has isimleri oldugunu bilir. Spesifik irklarin tumleyici isimleri olmasina ragmen belirli renkler hala daha bu kuslarin dis gorunumunu tanimlamada onemli bir aractir.
Karabas isminin gectigi en eski kaynak olarak yine Evliya Celebi’nin Seyehatnamesini gosteriyoruz. Her birinin Cezayir canavarina benzetildigi Yenicerilerin Samsoncu Ocaginca uretilen Samson Kopeklerinden bahsederken Celebi; “... kiminin adi Palo, kiminin adi Macko, Alabas, Salbas, Toraman, Karaman, Komran, Sarhan, Avn, Zerke, Canyirtan, Vardihan, Geldiha, Karabas, Alapars, Borabas adli hesapsiz turlu turlu heybetli kopekleri ipekli ve degerli cullar ile bu azgin kopekler gecip her birinin bogazinda gumus tokali haltalar, gumus cingiraklar, bogazlarinda birer karis demir harbeler kirpi gibi dizilmistir” der. (11) Kaldi ki Evliya Celebi de kopekleri sever ve kendisinin Palu, Huna ve Cakir adinda 3 adet Samson kopegi vardir. Tum bu bilgilerden Karabas’in bir kopek irki olmaktan cok Samson Kopekleri denen ve Osmanli ordusunca savas kopegi olarak da kullanilan kopeklerin bireylerine verilen isimden baska bir sey olmadigini anliyoruz. Aksi olsaydi adi gecen diger isimlerin de birer kopek irki olarak simdi nerede oldugunu sorgulamamiz gerekirdi.
Karabas ve Akbaş isimlerinin bir irki degil de rengi tanimladigina dair bir diger kanit ise 1940’li yillarda Dogu Anadolu’yu gezen Francois Balsan’a aittir. Balsan bolgedeki kopeklerin iri ve cesurlugundan bahsederken su notu da duser: “Dag kopekleri kurklerinin rengine gore ya Karabas ya da Akbaş diye adlandiriliyor” (14). Bugunun Akbaş ismi de bu beyaz kopeklerimizi onlari Konya - Eskisehir - Ankara ucgeninde bir batili olarak kesfeden David Nelson’un halk arasinda kullanilan bu tanimlamayi irka isim olarak secmesiyle ortaya cikmistir.
Gelelim Orta Asya’da Oguz boylarinin Karabas’ina. Bunla ilgili iddialar bulunmasina ragmen eldeki veriler ne yazik ki bunlarin spekulasyondan oteye gecmedigini gostermektedir. O donemlerde Karabas denen tek ornek bir irk oldugunu kanitlayan kaynaklarimiz ne yazik ki mevcut degil. Tibet’lerdeki bugun Tibet Mastifi olarak bilinen irki saymazsak Kuzey Afganistan’dan ozellikle de Tacikistan, Turkmenistan ve Kirgizistan’i kapsayarak Kafkasya’ya kadar uzanan cografyada sadece bulundugu bolgenin iklim ve cografik yapisina adaptasyonu sonucu olusmus belirli kucuk farkliliklar disinda tek bir kopek tipi mevcuttur. Bugun Orta Asya Çoban Kopeği - Alabai (Central Asian Ovcharka) olarak bilinen kopek iste bu kopektir. Rusya’nin Orta Asya’daki somurgeci hakimiyeti tum bu kopeklerin bir potada eritilerek tek bir isimle anilmasina neden olmustur. Kisa tuylu, kesik kulak ve kuyruklari ile oldukca karakteristik bir siluete sahip bu kopekler binlerce yildir gocebe halklarin gereksinimlerine cevap vermis; suruleri ve obayi koruyan oldukca dayanikli ve guclu hayvanlardir. Kafkasya’da bulunan ve Kafkasya Dag Kopegi olarak bilinen tipi ise uzun tuyleri ve gercek bir ayiyi andiran yapisiyla bir o kadar etkileyicidir. Orta Asya Çoban Kopeği her renk olabilir. Parcali renkli olanlar oldukca yaygin olmasina ragmen sari kurk uzerine tipki bizim Kangal’imiz gibi siyah maskeli bireylere de rastlanir. Ancak bu siyah maskeli, ya da karabasli kopekler diyelim, belirli bir populasyon olusturmazlar. Bu sasirtici populasyon elimizdeki bilgilere gore sadece Turkiye’de var gorunmektedir. Bu ozellik, Kangal’i bizler icin bir kez daha essiz kilmaktadir. Orta Asya boyunca diger Turk toplumlarina ait bu kopekleri gorenler hakli olarak arada bag kurmaktadir; ancak Kangal Kopegimiz gibi var olmayan karabasli bir kopek populasyonu pek cok soruyu cevapsiz biraktigi gibi Karabas’in Orta Asya’da yaygin bir kopek irki oldugu iddiasina da kanit saglamamaktadir. Bu kopeklerin bizim kopeklerimizin cok yakin akrabasi oldugu aciktir; ancak bizce gercek soru bizdeki karabasli bu populsyonu olusturanin ne oldugudur.
Gun gectikce Afgan Coban Kopeklerini dunyaya tanitiminda daha fazla yol katteden Rasaq Quadire, 2001’de Orta Asya ve Afganistan’da cektigi kopek fotograflarini gosterirken, bizlere ayni batimlardan dogan siyah maskeli, bembeyaz ve parcali renkli yavrulara dikkatimizi cekerek su soruyu soruyordu: “Acaba bu yavrulardan biri Akbaş, biri Kangal ve biri de Orta Asya Çoban Kopeği olabilir mi?” Onun da isaret ettigi gibi ne Orta Asya ne de Afganistan’daki gocebeler ve diger kucukbas hayvan sahipleri kopeklerini belirli bir renk gozetmeden sadece calisma kapasitelerine bakarak uretmislerdir. Bu nedenle her renk olabilen bu kopekler daha once de belirttigimiz gibi Kangal Kopegimiz gibi belirli bir renk populasyonu olusturmamaktadir.




Kuzey Afganistan'dan Kafkasya'ya tum İc Asya'da uretilen ve dunyanin Orta Asya Coban Kopegi olarak tanidigi kopekler.
Rengin isimlendirilmesiyle ilgili carpici bir baska ornek de yine Orta Asya Çoban Kopeği olarak taninan kopeklerin Alabai olarak da bilinmesiyle alakalidir. Rasaq Qadirie’nin kaynaklik ettigi bir gozleme gore Turkmen, Tacik ve Ozbek halkinin yasadigi Kuzey Afganistan’da Alabai’n anlamini sordugunda aldigi cevap “karisik renkli kopek” olmustur. Turkmen dilinde bu kelimenin bir isim degil kopegin rengini tanimlayan bir sifat olarak kullanildigina ozellikle dikkat cekerek batililarin bu irka “Alabai” ismini yakistirmalarinin yakisiksizligini vurgulamaktadir. Qadire’ye gore Tacik Afgancasi’nda ayni kelime “Ablaq” yani “lekeli-benekli” anlamini vermek amaciyla kullanilmaktadir. Bu kelime ayni zamanda “cesur, guclu, sadik, inatci ve bagimsiz dost” anlaminda da kullanilmaktadir. Tipki Karabas’in bizde cagiristirdigi gibi.
Nicin Karabasli Kopekler ?
Karabasli kopekler Kangal’in da dahil oldugi mastif tipi kopeklere bakildiginda sik rastlanan bir renk varyasyonudur. İngiliz Mastif’inden Bullmastif’e Danua’dan Estrela Dag Kopegine sari kurkte siyah maskeye sik rastlanir. 1960’larin ortalarinda Kangal İngiltere’ye ilk ulastiginda İngiliz Mastif ureticileri kopegimizin modern Mastif’in atasi olabilecegini dusunerek kendi kopeklerinin genetik sagligi icin hantallasan kopeklerini Kangal’la caprazlamayi dusunmuslerdir. Bu fikirden caymalarina neden olan sebep ise Kangal’in cember kuyrugudur. Bu kuyrugun Mastif irkin standardini degistirebileceginden cekinmislerdir. Ancak bugun bile Amerikali bir uretici İngiliz Mastifler’ini Kangallar’la caprazlayarak “Amerikan Mastifi” adini verdigi yeni bir kopek irki uretmeye calismaktadir.
Ben siyah maskenin secimini genetik acidan gormek ve islevsel acidan yorumlamak gerektigine inaniyorum. Cunku elimizdeki kanitlar oncelikle Orta Asya’da karabasli kopeklerin de oldugu cesitli renklerdeki genis bir kopek grubuna karsilik Turkiye’deki Kangal Kopekleri gibi siyah maskeli bir kopek populasyonunun var olmadigini gosteriyor. Bu sebeple konuya simdiye kadar bakilmamis bir yonden bakarak neden bu renkte bu kadar yogunlasildi sorusunu sormak istiyorum? Anadolu’da neden bu tur bir populasyon olusturuldu?
Romali tarimsal yasam yazari Columella’nin bundan 2000 yil once yunlerini boyamak amacli daha fazla beyaz koyun urettikleri; kopeklerin de koyun surulerine daha iyi karismalari ve gece kurt sanilmamalari icin ozellikle beyaz uretildiklerini biliyoruz. Gunumuzun Akkaraman koyununa bakildiginda Kangal’in suru icindeki gerek kamuflaji gerekse de en sik goruldugu bolgedeki ortama guclu adaptasyonu bu kopeklerin diger suru kopegi tiplerinden ayrilmis olabilecegini dusundurtuyor. Ancak bu aciklama bile beraberinde bilinmez bir kac soruyu birden getiriyor.
Suru kopeklerine bakildiginda korumakla yukumlu olduklari hayvanlarla (Akkaraman Koyunu) renk acisindan bir butunluk arz ettigi ortaya cikiyor. Kopegin suru icinde gorulmez kilinmasi ve uzaktan fark edilmemesi vahsi hayvanlarin kokuyu almalarina ragmen surudeki saldiracaklari zayif noktayi kestirmekte zorlanmalari demektirr. Koyunlardan renk bakimindan bariz bir sekilde ayrilan bir kopek bir kurt surusunun daha kolay plan yapmasina imkan verir. Tecrube edenler bilir. Suruye yaklasirken kopeklerin nerden cikacagini bilememek ciddi bir stres kaynagidir. Uzaktan bakar; ancak kurumus sari otlar uzerinde kirli sari koyun surusu arasinda bir Kangal Kopegi’ni gormek guctur. Kotu niyetliyseniz pusuya dusen kolaylikla siz olabilirsiniz. Ayrica kurtlarin gece saldirilarinda dostla dusmanin birbirinden ayrilmasi buyuk onem tasir. Kimse kendi kopegini vurmak istemez. Ustelik suru kendinden bildigi suru kopegini geceleyin kurtla karistirmaktan dolayi panikleyebilir hatta dusukler soz konusu olabilir. (12-15) Koyunla mukemmel kamuflaj, coban toplumlarinin binlerce yil once ogrendikleri pratikten gelen bir yontemdir.
Bu nedenler bize ozellikle Kangal yoresinde bu kopeklerin uretilen Akkaraman koyunlarin yuksek kalitesi ve yogunlugu nedeniyle nicin Orta Asya’daki diger suru bekcilerinden ayrilan bir populasyon olusturdugunu aciklayabilir mi? Benzer koyun irklarinin hala Orta Asya Turk toplumlarinca uretiliyor olmasina ragmen Kangal Kopegi’ne benzer bir populasyonun olusmama nedeni Orta Asya’da acaba gocebe hayatina devam ederek sik sik baska bolgelerdeki benzer Orta Asya Coban Kopekleri’yle karismaya devam etmelerine ragmen Anadolu’da ozellikle de Kangal yoresinde daha stabil bir koyunculuk endustrisi olusmasina baglanabilir mi?
Ayrica siyah maskenin acik alanda dik gunes isinlarinin gozun icine yansiyarak gozde sulanmayi engellemesi ya da soguk havada isinin siyah burun cevresinde daha iyi depolanarak yuzun ve solunan dondurucu havanin isitilmasina yardimci olmasi gibi pratik faydalarinin disinda bu siyah maskeli kopekler daha asil ve muhtemelen siyah bir agiz cevresinde parildayan keskin dislerle belki daha caydirici gorundukleri icin de tercih edilmis olabilirler. Ayrica bugun de bolgede basarili kopeklerin kozmetik ozellikleri ile birlikte korunma aliskanligi goz onune alinacak olunursa yukardaki pek cok avantaji kullanarak one cikmis kopekler kendi aralarinda secici uretime tabii tutularak gunumuzun Kangal Kopegi populasyonuna yuzyillar icinde ulasilmis da olabilir.
Tum bunlar asla ogrenemeyecegimiz; ancak uzerinde fikir yuretebilecegimiz olgular. İsimsiz toplumlarca evcillestirilen kopek ve koyunun yasamimiza girdigi binlerce yil oncesinden beri insanlar doga sartlarina ve ihtiyaclarina uygun secimler yaparak gunumuzun kopek ve koyun irklarina ulastilar. Gercekler tipki simdiki gibi kayit tutulmayan cobanligin binlerce yillik tarihinde saklidir.
Kangal Kopegi’nin Olasi Kokeni
Yukarda Kangal’in Karabas irki degil; ama Karabasli kopeklere uzanan orijininin olasi nedenlerini irdelemeye calistim. Soylediklerimizden gercekten emin olabilmemiz icin en az bir kac bin yillik ciddi kayitlara ya da bizi benzer sonuclara cikaracak buluntulara gereksinimimiz var. Bunlar zaman icin de, mumkun olacaksa eger, elde edildiginde bizlere yepyeni bilimsel acilimlar sunacaktir. O gune kadar kesin aile albumleri hazirlamaktan kacinmaliyiz.
“Anadolu pek cok medeniyetin besigi” derken oylesine turistik bir ilanda bulunmuyoruz. Hepimiz biliyoruz ki tarihin yazilmasinda, modern insan medeniyetinin ortaya cikisinda hayranlik duyulacak bir gecmise sahip topraklarin sahibiyiz artik. Tum bu coklu kultur tabakalarini ulkemizin bize sundugu miras olarak kucaklamaksizin bu devasa yarimadanin hakkini yeterince verebilecegimize inanmiyorum. Anadolu ve Orta Dogu pek cok medeniyetin durmaksizin birbirinin yerini aldigi dogu ve bati toplumlari arasinda ciddi etkilesime girmis bir cografya. Birinin basladigini digerinin devam ettirdigi, yeni gelenin yepyeni bir seyle medeniyetin cesitli kultur tabakalarini baska yonlere cevirdigi bir yer. Kopek ve koyun iliskisinin ayrilmazligi soz konusu oldugunda bu gecmisin de Anadolu’nun diger kulturel alanlari gibi diger cografyalarla olan kacinilmaz alis verisin bir urunu olarak ele alinmasindan yanayim. Kesin sinirlarla ayrilmayan bir dunyanin asiri bireysellestirilmesinden kacinilmasi, olasi hatalarin onune gecmekte bir guvenlik sibobu gorevi yerine getirecektir.
Eldeki kanitlar kopek-koyun birlikteliginin bolgede 10 000 yillik bir gecmisi oldugunu ortaya koyuyor. Bu kanitlari en az 2. yuzyildan itibaren Avrupa’nin batisindan Orta Dogu iclerine kadar yayilmis var olan guclu koyunculuk gecmisi ve onlarin ayrilmaz parcasi gunumuz suru bekcisi kopeklerin ilk prototiplerinin varligi takip ediyor. Ancak yukarda dogu-bati etkilesiminden bahsederken toplumlarin her katmaninin bu etkilesimden pay aldigini unutmamak gerek. Siyasi ve dogal nedenlerle uzun mesafeler katteden coban topluluklar tarih boyunca gerek koyunculuk gerekse de koyun kopeklerinin kullanimi konusundaki geleneksellesen pratik bilgilerini gittikleri uzak cografyalara tasiyarak ve karsiliginda sadece o bolgelere ait yeni bilgiler degil buyuk bir ihtimalle de kopekleri icin taze kan saglayacak farkli kopeklerden de faydalanarak cografyalar arasi kayitsiz bir kultur yaratmis olmalilar. Bunlar hakkinda elimizde cok guclu bilgiler olmamasina ragmen Turkmenistan’da bulunan ile Orta Dogu ve Anadolu’da kullanilan teknikler arasinda buyuk farkliliklar bulmuyoruz. Ote yandan tum bunlari gunumuzun koyun ve kopek irklarini da dunyanin kimliksiz ortak mirasi oldugunu ima etmek icin de soylemiyoruz.
Kartay ve Karadag’in (12-13) cok hakli olduklari bir nokta var. Kartay (12) her ne kadar Turkler’den once Anadolu’daki kopek varligini yadsiyarak bolgedeki tum suru kopegi varligini 11. yuzyil buyuk Turk goclerine baglasa da bu konuda cok onemli bir noktaya isaret de ediyor. Yukarida da kanitladigimiz uzere Antik Anadolu guclu bir koyunculuk endustrisine sahipti. Bundan surunun guvenligi icin olmazsa olmaz kopekleri de ayri tutamayiz. Ancak medeniyetlerin ust uste bindigi, halklarin sik sik baska bolgelere savruldugu bir bolgede bu guclu degisimlerden uzak kirsaldaki ciftcilik ve ozellikle de hayvancilikla gecinen insanlarin degil de sadece sehir yasaminin etkilendigini dusunemeyiz. Binlerce yil boyunca yeni ve eski medeniyetlerin harmanlandigi; surekli ozellikle de dogu’dan gelen istilaci kavimlerin bu bolgeye katkilarindan bahsediyoruz. Birlikte sadece el sanatlari ve toplumsal geleneklerini degil ayni zamanda evcil hayvan varliklarini da getirdiler. Bu konuda gerek Antik Anadolu’da gerekse de Orta Dogu’da kanitlayabilecegimiz noktalarin da kendi icinde tabii ki belirli sinirlari da var; ancak tarih soz konusu oldugunda neyin yok ki? Koyun ve kecinin ilk evcillestirildigi bu bolgeler yaylacilik dahil geleneksel hayvanciligin bugunki gibi yapila geldigi yerlerdi. Ancak Strabon’un belirli bolgelerde ozellikle bahsetmeden gecemedigi bazi koyun irklari disinda elimizde spesifik irk olarak ne tur kopeklerin kullanildigina ait kesin deliller yok. Asur kabartmalari bize bu ilk cesur ve guclu masitvari kopek orneklerinin belirli bir prototip olusturdugunu soylese de kaynaginin nerde yattigini ve birbirinden renge ya da tuy yapisina dair gercek ayirt edici ozelliklerini net soylemiyor. Bu nedenle Kangal Kopegi’nin bu gunki haliyle aramak bizi hayal kirikligina ugratacaktir. Biz İc Asya ‘dan Orta Dogu ve Anadolu iclerine hatta oradan da Avrupa’ya binlerce yillik kopek alis verisi boyunca benzer gorevlerde kullanilan genis bir kopek populasyonu oldugu gorusundeyim. Cesitli halklar gereksinimleri ve cevre sartlarina uygun olarak belirli tipte yogunlasmis olsalar da tek bir kopek irkini cografi sinirlarin hatta ozellikle bizimki gibi renkli bir kulturel gecmise sahip cografya halklarinin son bir kac yuzyilda netlestigi bir bolgede kesin adres vererek kaynak gosterilmesi onemli ip uclari saglayabilse de kolaylikla yaniltici olabilir.

Akbaş ve Kangal Kopeklerimizi ABD'ye tanitan David Nelson'un 1983 tarihli haritasi. Bu haritada Nelson da kopeklerimizin İc Asya'dan Turk gocleriyle Anadolu'ya getirildigine dikkat cekmistir. (16)
Kartay ve Karadag’in dikkat cektikleri bazi gerceklerin konunun baglayici noktasini olusturdugu tekrar hatirlatmakta fayda var. Kayitsiz ve geleneksel pratige dayali bir gecmise sahip bolgenin kucukbas hayvan gecmisi, buyuk olcude Eski Dunya’nin en etkin hayvancilik ustalari olarak bilinen Turk toplumlari tarafindan son halini almistir. Bu gun Orta Asya Çoban Kopeği’nin (Central Asian Ovcharka – Alabai) gecmisi arastirildiginda cok genis bir cografyadan bahsedilse de isaret edilen ulkeler Ozbekistan, Tacikistan, Kirgizistan, Kazakistan ve Turkmenistan’nin basta geldigi ana Turk yerlesim merkezleridir. Bu bolgeler Turk kavimlerinin binlerce yildir gocebe kucukbas hayvancilikla ugrastigi ve gunumuzun Alabai’ni dunya kopek litaraturune kazandiran Turk halklarinin yasam sahasidir. Bu kavimler yine binlerce yil boyunca gerek siyasal gerekse dogal sartlara bagli nedenlerle sadece anayurt İc Asya‘da degil batiya ve guneye akinlar ve gocler ile hayvancilik kulturlerini de tasimislardir. Bu hareketlilik Kuzey Afganistan’dan Orta Dogu’ya, Karadeniz’in kuzeyinden dogu Avrupa iclerini kapsar. Bu gun Avrupa’li kabul edilen diger suru bekcilerinin gecmisi konsunda soylenen de binlerce yillik dogu’dan batiya gocler sonucu gelmis olabilecekleri uzerinedir. Bu gocler cogunlukla da kavimlerin henuz isimlendirilmeye baslanmadigi cok eski tarihlere dayanmaktadir. Bu da İc Asya’dan Anadolu ve Orta Dogu’ya oradan da Avrupa iclerine ya da Galatlar’da oldugu (3) gibi tam zit istikamette karsilikli goclerin surekli mevcut kopek populsyonunu birbiriyle etkilesim icinde birakmistir. Ancak izi surulebilir tarihi kayitlarin belirginlesmesi ile birlikte cevre bolgeleri domine edebilecek guclu bir kopek nufusunun da kimlerin elinde oldugu aciklik kazanmistir. Bu kopekler zamanla binlerce yillik diger suru bekcisi kopek populasyonunda belirleyici bir rol edinmislerdir. Burada anlatilanlardan İc Asya Turkleri’nin kopegin ozellikle de suru kopeklerinin yaraticisi oldugu iddiasi cikartilmamalidir. Sadece onlar binlerce yillik gocebe kucukbas hayvancilik gecmisleri ile bu kopekleri en fazla mukemmellestirecek zamani ve tipki toplumsal yasamlarinin temel tasi olan atlarla yaptilari gibi gittikleri bolgelerde diger evcil hayvan nufusu uzerinde bicimlendirici bir role sahip olma imkani bulmuslardir.
Kangal Kopegi soz konusu oldugunda ise yukarida da aciklamaya calistigimiz olasi nedenlerden dolayi Anadolu’ya yuzlerce yil devam eden Turk gocleri, Orta Asya’daki gunumuz Turk Cumhuriyetleri’nde daginik olarak bulunan karabasli bir kopek tipini Anadolu’da ozellikle de Sivas’in Kangal yoresinde guclu ve belirgin bir populasyona donusturmus olmalidir. Gelecek yillarda Orta Asya’da belirli bir Turk toplulugu tarafindan tutarli bir sekilde uretilen Kangal Kopegi benzeri guclu bir Karabasli kopek popusyonu ve onlarin gecmis yuzyillarda Anadolu’ya goc verdiklerine dair kanitlar elde edildiginde tum bu goruslerimi seve seve tekrar gozden gecirmek zorunda kalacagim. Ancak elde gercek veriler olmadan duygusal ve aceleci sonuclar cikarmamak cok onemli. Yukarida kanit sundugumuz pek cok nokta hakkinda daha once ortaya atilan yaniltici hususlarin neden olabilecekleri, kopeklerimiz ile ilgili bilgi dagarciginin guvenilirligi ve onlari daha iyi anlama cabalarimizin gelecegi acisindan ele alinmalidir.
Kangal Kopegi dendiginde bolgedeki onbinlerce yillik antik suru kopeklerinin mirasi ile birlikte son iki bin yillik Turk goclerinin tamamlayici etkisi birlikte hissedilmelidir.
Akbaş Kopegi Kokenine Bakis
Yukarida Akbaşlarin kokeninin Turklerin anavatani olarak kabul edilen Kuzey Dogu İc Asya’nin buzlu steplerine dayandirildigindan bahsetmistim ve ne yazik ki yine elde var olmayan bilimsel kanitlarin pahasina. Irkin ozellikle beyaz kurkte ortaya cikmasini nedenini doganin cesitli vahsi hayvanlara temel olarak kamuflaj amacli verdigi beyaz kurkle aciklama yapmak bizi yine koseye sikistiriyor. Birincisi boyle bir bilimsel ya da tarihsel kayit dolayisiyla da elde kanit yok. Nasil olabilir? Binlerce yil oncesinden bahsediyoruz. Kanit olarak gosterdigimiz yine iddiamizin kendisi. İkincisi; kopeklerin cok sicak iklimlerde kurklerinin isi kontrolu saglamak icin isigi geri yansitan acik renge dondugu de bilinen bir gercek. Ayrica uzun kurk de cok soguk iklimlerde buz tutup dondugu icin oldukca dezavantaja sahip bir arac. Kutuplardaki hayvanlarin beyaz evrimine paralel benzer bir teorinin bu beyaz ve muhtemelen uzun tuylu kopekler icin secici uretimle ilk insan gruplari tarafindan daha islevsiz bir yapiya donusecegi ihtimaline uygulanmasi dusunulemez.
Bu kopeklerin ardindan İran yaylalarina getirilmeleri ise kanit eksikligi nedeniyle supheyle yaklasmamiz gereken bir baska nokta. Bu aciklamalarda Akbaş da tipki Karabas irki (?) gibi Orta Asya'nin kayitsiz tarihinde var oldugununa inanilmak istenen ve bu nedenle varligina duygusal olarak yaklasilan bir irk olmaktan oteye gidemiyor.
Ozellikle beyaz suru kopegi yetistirildigine dair ele gecen tek yazili kayitlar 2000 yil oncesi Romali yazar Columella’ya aittir. Yukarda da belirtildigi gibi koyunlarla kamuflaji guclendirmek ve geceleri kurt yerine kendi kopeklerini vurmanin onune gecmek icin İtalya ne yazik ki iddia edildigi gibi Turkler Anadolu’ya Akbaşlarini getirdikleri 1071'den cok once daha MO 2. yuzyilda beyaz suru bekcisi kopekler uretiminde hatiri sayilir bir yol kattetmis gorunmekteler. Bu beyaz kopekler İspanya’dan Fransa’ya, Polonya’dan Macaristan’a hatta Yunasitan’dan Turkiye’ye binlerce kilometrelik bir zincir olusturmaktadir. Bu kopeklerin simdi de Osmanli fetihleri ile Avrupa’ya tasinan efsanevi Akbaş melezleri oldugunun iddia edilemesi de boylece kendi kendini yok eden bir iddiadan baska bir sey degildir.
Bir onceki teori ne kadar gururumuzu oksarsa oksasin eldeki tarihi kanitlar bize bunu gostermektedir. Ancak bu bilgiler Romalilarin beyaz Çoban Kopeği yetistiren ilk cobanlar oldugunu degil sadece bunu ilk kayda alan uygarlik oldugunu gostermektedir. Daha once de dikkat cektigimiz cobanlik kendi basina kayitsiz bir uygarliktir ve kopek –koyun ikilisinin evcillestirilip yollari sonsuza dek kesistigi 10 000 yillik tarihi surecten beri pratik pek cok cozum bulunmus olmali. Sinirlarin hatta uluslarin dahi adinin konmadigi bu tarihlerden itibaren gocebe coban topluluklarin gerek siyasi gerekse de dogaya bagli olarak yer degistirmesi bu bilgileri Eski Dunya’nin her yerine yaymis ve kucukbas hayvanciliga dayali medeniyetler bunlardan faydalanmislardir. Bu nedenle koyun ve kopek birlikteligini surebildigimiz ve kaydi tutulabilir gecmislerine kadar butun Eski Dunya’nin ozellikle de belirli bolgelerinde birlikte katkida bulunarak olusturdugu bir kultur olarak gorme egilimindeyim. Binlerce yillik pratik bilgilere ait geleneksellesmis uygulamalar ve uretimler artik buyuk olcude degismez sinirlarin icine hapsolarak o uluslarca millilestirilme cabalari surmektedir. Bu uzun makalenin ilk paragraflarinda da dikkat cektigim gibi ozellikle de suru bekcisi kopek irklarinin ulusallastirilan gecmisleri en fazla 200 yillik bir icattir. Bu noktada ne kadar ileri gidebilecegimiz belki de en gercekci soru olmalidir.
Ozet
Ne yazik ki Turkiye’de devlete ait gercek arastirmadan yoksun Kangal Kopegi sitelerimiz ozellikle de biz Turkiyeli arastirmacilarin vaktini harcayacak bir yigin gereksiz bilgiyle dolu. Hint Mihracesi, Deliktas hikayesi bir yana Galatlar’in irkin kokeniyle ilgisinin isaret edilmesi dunya’da Turk Coban Kopekleri irklarinin olasi kaynagi olarak konu edilen teorilerden biri bile olmazken ozellikle ilk ikisi folklorik birer anekdottan ileri gitmez. Nereden bulunmuslar ve niye bu kadar ciddiye alinmislar bilmiyoruz.
Mezopotamya konusunda da kimse coban kopeklerinin ya da Kangal Kopegi’nin kaynagi oldugunu iddia etmese de Babil ve Asur Kopekleriyle benzerlikler sasirtici. Aksi kanit olarak bazi yazarlarca 96 Konya Selcuk Universitesi Turk Coban Kopekleri Sempozyumu kitabinda sunumu bulunan Sn Sheila Reed’in bunu iddia ettigi dusundurtulse de kendisinin tam olarak soyledigi sudur; “ kopeklerimizin bireysel olarak soy agaclarinin Asur ve Babil Kopeklerine uzandigini iddia etmiyoruz. Tarihin (pedigrileri kastediyor) bir nesilden digerine agizdan agiza gectigi bir ulkede bunu kanitlamak cok guc olur. Ancak dikkat cekici olan kanit, Babil ve Asur ile Sivas / Kangal bolgesinin cografik yakinligidir”. Ayrica İngiltere’ye ilk Kangal’i Karabas adiyla goturen ve kulubunu kuran Arkeolog Charmain Steele de 1984 Subat ayinda “Karabas” dergisinde su yorumda bulunmaktadir:” Arkeolog olarak Karabas’a ilgim kopegin evcillestirilmesiyle ilgili calismlarindan kaynaklanmaktadir. Orta Dogu’da oldukca eskiye dayanan ve iyi bir sekilde belgelenmis mastif benzeri kopeklerin tarihi mevcuttur. Kimse, en azindan ben, Karabas’in 7. yuzyilda Asurlularin av sahnelerinde ya da Babilli tekrotratlarin yaninda resmedilen cesitli kopeklerin direkt soyundan geldigini iddia etmemektedir. Ancak o kopeklerin bazilarinin miodern Karabas’la inanilmaz benzerlikleri mevcuttur ve bu irkin atalariyla muhtemelen de yakindan alakalidirlar.” Bu satirlarda da belirtildigi gibi yakin bin yillarda Roma’dan Mezopotamya’ya savas ve hayvan korumasinda kullanilan kopeklerin Anadolu’da var olmayacagini iddia etmek pek isabetli kabul edilemez.
Sadece eksik kopek figurlu fresklerin yokluguna da bel baglayamayiz. Kaldi ki Romalilar da Yunanlilar da var olan Çoban Kopeği ve surulerini resmetmediler. Ettilerse de populer akla gelen bir tane yok. Tum tasvirler savas, av ve kurban sahnelerine ayrilmis durumda. Bu arada MO tarihlerde bugunku Diyarbakir koyun ve kopek heykelciklerinin bulundugunu hatirlayalim. Buna bir de Strabon’nun Geographika’sinda belgelenen antik Anadolu‘da var olan koyun endustrisini de ekleyince Anadolu’da Turkler oncesi var olmayan koyun ve kopek iddialarinin dayanagi kalmiyor. Ne kadar basimizi cevirsek de Hititlerin hastaliktan kirilan koyunlari icin yazili tabletleri var. Bu kadar onemli olmasa tarihlerine kayit etmezlerdi.
Ayrica kucuk bas hayvanciligin basladigi cografya olarak gosterilen Anadolu, İran ve Suriye gibi bolgelerde bu hayvanlarin vahsi hayvanlarin varligina coban kopeksiz dayanmasini dusundurtmek de sasirtici. Bu hayvanlar dogu ve batiya yayildikca muhtemelen es zamanli ilk Çoban Kopeği prototipleri de yayilmis olmali. Koyun ve keci Orta Dogu’dan, coban kopekleri ise Kuzey Dogu Asya’dan sonralari bir araya getirildigini dusunmek gercekci olamaz.
Butun bu milli teorimizde israrin nedenini iyi irdelememiz lazim. Gercekten bizden once yoktular fikrinde tum karsi kanitlara ve kanit eksikligine ragmen hala israrci miyiz yoksa bu iddia, Kangal Kopegi’nin sadece ve sadece Turklerle Anadolu’ya gelen ve ne yazik ki diger Çoban Kopeği irklarindan onu ayiran siyah maskeli “Karabas” denen bir kopek irkinin varliginin eksik kanitlarina ragmen bolgedeki benzer kopeklerden alakasini tamamen kesmek arzusundan mi kaynaklaniyor? Boylece Orta Asya’dan onlari getirecek kimse kalmiyor. Zaten kimse Turklerin getirmedigini de soylemiyor. Bu kopeklerin varligi sanki bizim kopeklerin varligina ya da bizim oldugu gercegine karsi bir tehlikeymis yaklasimi var. Bu da bizce hem bahsedilen irkin kokeni ile ilgili teoriler hem de son yillardaki Kangal Kurt Kopegi iddialarina karsi biraz da duygusal tepkiden kaynaklaniyor olabilir. Alelacele yazilmis tarihi gerceklikten uzak bir gecmis faydadan cok zarar getirecektir. Portekizliler kopeklerini belki Romalilara belki de MO 6. yuzyilda Kafkasya uzerinden gelmeye baslayan “istilaci Asyali uluslara” baglasalar da onlarla “Portekiz Coban Kopekleri” diye gurur duyuyorlar. Fransizlar Pirene Dag Kopegi icin ayni tutum icindeler. Biz neden spekulasyonlara dayanarak kopeklerimizin kokenini MO 3. - 5. yuzyillara sanki tek bir irkmis gibi kanitsiz ve yazili pedigrisiz bir Karabas’a baglayarak zeminimizi sarsmaktayiz. Dr. Bruce Fogle yazdigi kopek ansiklopedisinde Anadolu Çoban Kopeğinden (farki bilmiyor tabii ki) bahsederken Turkce konusan Turk boylarinca getirildigini soyluyor. Bundan daha otesine ne kadar gidebiliriz bilmiyorum. Elimizdeki bilgilerden yola cikmak yetmeli. Var olmayan ya da yanlis yorumlanan kanitlarla inanilirligimizi zedelemenin kimseye faydasi olmayacaktir. Bugun ne tazilarin ne de gecmisi cok daha yakin yuzyillara dayanan terrier gurubu kopeklerin bile tarihinden emin degiliz. Bu konuda yazili pedigri birakmamis Turk boylarina biraz fazla sorumluluk yukluyor olabiliriz. Bu da dunyanin kopeklerimiz konusunda bizi dinlemesini talep ederken goz gore gore basit tarihi hatalardan sayginligimizi sarsabilir.
Kaynaklar: (1) Eski Ortadogu'da Cevre ve Etnik Yapi, Pavel Dolukhanov/İmge Kitabevi, 1998, (2) Strabon; Geographika, Antik Anadolu Cografyasi (Kitap XII – XIII – XIV) / Arkeoloji ve Sanat Yayinlari (3) Galatlar; Antikcag Anadolusu’nun Savasci Kavmi / Murat Arslan , Arkeoloji ve Sanat Yayinlari (4) Hitit Dunyasinda Yasam ve Toplum /Trevor Bryce , Dost Kitapevi (5) Hitit Caginda Anadolu; Civiyazili ve Hiyeroglif Yazili Kaynaklar/ Sedat Alp, Tubitak (6) Tas Cagin’ndan Osmanli’ya Anadolu, Erhan Akyildiz, Milliyet Yayinlari (7) Animals in Sculpture and in Life of Ancient Turkmen, N.M. Ermolova / Magazine “The Inform CAO” N2. (8) Herodot Tarihi/ Turkiye İsbankasi Kultur Yayinlari (9) Dogs, A Startling New Understanding of Canine Origin, Behaviour & Evolution, Raymond and Lorna Coppinger / Scribner (10) Genetic Evidence for an East Asian Origin of Domestic Dogs by Peter Savolainen, Ya-ping Zhang, Jing Luo, Joakim Lundeberg, Thoms Leitner / Sceince Vol 298, 22. November. 2002 (11) Gunumuz Turkcesiyle Evliya Celebi Seyahatnamesi: İstanbul, Seyit Ali Kahraman – Yucel Dagli / Yapi ve Kredi Yayinlari (12) Turk Çoban Kopeği Kangal, Dogan Kartay / Altindag Grafik Matbaacilik (13) Kangal Yer Adi ve Kangal Kopegi’nin Orijini Uzerine Gorusler, Huseyin KARADAG, Prof. Dr., Yuzuncu Yil Universitesi, Veteriner Fakultesi, VAN (14) The Sheep and the Chevrolet , Francois Balsan (1947) (15) The Pyrenean Mountain Dog published by The Pyrenean Mountain Dog Club of Great Britain (16) Akbaşh Dog: A Turkish Breed for Home and agriculture, David and Judith Nelson, 1983
25 Eylul - 26 Aralik 2003